Yönetimi kötü olan bir şirketin, bir kurumun başarılı olması mümkün değildir. Kurumların yönetiminin iyi olması ise yöneticilerin kalitesine bağlıdır.
Peki, “yöneten “ konumunda olan insanlarda ne gibi vasıflar bulunmalıdır?
İyi bir iletişim becerisine sahip olmalıdır.
Her şeyden önce yönetici iyi bir iletişim becerisine sahip olmalıdır. Çevresine sürekli bağıran, çağıran, mesai arkadaşları ile konuşmayı küçüklük sanan, bulunduğu makama en layık kişinin kendisi olduğunu düşünerek herkesi kendinden bir basamak aşağı gören bir insan iyi bir iletişim becerisine sahip olamaz. İletişim tek taraflı talimatlar yağdırmak değildir, duygu ve düşüncelerin karşılıklı ifadesidir. Zaman zaman yönetici konumunda gördüğümüz insanlar, ekibinde yer alan kişilerin ileri sürdüğü fikirler karşısında “bana akıl verme, sen sus, burada sana söz düşmez,” gibi yaklaşımlar sergilemektedirler. Böyle bir yöneticinin ekibinde yer alan insanlar nasıl fikir üretebilirler, çağımızın yönetim anlayışı olan ekip ruhunu nasıl oluşturabilirler? Astları ile zaman zaman bir araya gelemeyen, onların çalışma ortamlarına giderek yanına oturamayan yönetici ile takım arkadaşlığı nasıl kurulabilir? Yönetici önce beraber çalıştığı takım arkadaşları ile iyi bir iletişim ortamı sağlamalı, sonra yakından uzağa doğru bir seyir izlemelidir. Takım arkadaşlarının güven duymadığı, düşüncesine ve birikimine inanmadığı bir yöneticinin uzak çevre ile mükemmel diyalog kurması kocaman bir yalandır.
Söyledikleri ile yaptıkları uyum içinde olmalıdır.
Yöneticinin en büyük özelliği söyledikleri ile yaptıkları uyum içinde olmalıdır. “Sen benim söylediklerimi yap, benim yaptıklarımı sorgulama” anlayışı ikiyüzlü bir yaklaşımdır. Yönetici söylediğini önce kendi uygulamalıdır. Birçok yöneticinin arkasından konuşulmasının asıl nedeni budur. Başkalarına söylediği sözlerle kendisinin amel etmemesidir. Başkalarının adil olmasını söyleyen yönetici önce kendi adil olmalıdır. Takım arkadaşlarının mesai saatlerine dikkat etmesini isteyen ama kendisi dikkat etmeyen yönetici, yönetilen insanlar tarafından nasıl algılanır? Özellikle kamu kurumu yöneticileri sık sık devlet memurunun hareket alanını mevzuatın çizdiğini hatırlatırlar, unutmamalıdırlar ki mevzuata kendileri de uymak zorundadırlar. Ama gerçek hayatta bu ilkenin sıklıkla çiğnendiğine herkes şahit olur. Yönetici, konumuna göre trafik kuralına uymayabiliyorsa, sigara yasağını odasında içerek çiğneyebiliyorsa, devletin malını özel işlerinde kullanabiliyorsa, mevzuatı kendisi çiğniyorsa emrinde çalışan insanlardan nasıl dürüstlük bekleyebilir ki?
Zamanı yönetebilmelidir.
Modern dünyanın en büyük sorunlarından birisi de zamanı iyi değerlendirebilme meselesidir. Yönetici randevusuna dikkat etmelidir, toplantı saatine kesinlikle uymalıdır. Önceden saat vererek bir yere toplanan insanları saatlerce bekleten bir yöneticinin arkasından kimse güzel şeyler söylemez. Söylenenleri duymuyor olması yöneticinin avantajı hiç olamaz. Zamanı yönetemeyen, işi ve insanları nasıl yönetecek? İnsanların sürekli bir yerlere yetişmeye çalıştığı günümüzde zaman yönetimi çok özel bir önem arz etmektedir. Bununla ilgili güzel bir söz var” zaman kılıç gibidir, onu kuşanamazsanız o sizi keser”. Yönetici zamanı kılıç gibi kullanabilmelidir.
Adil olmalıdır
Adil olmak her insanın sahip olması gereken bir meziyettir. Ancak yöneticinin adil olması bir ferdin adil olmasından çok çok önemlidir. Çünkü yönetici aldığı kararlarla yüzlerce, binlerce insanı mağdur edebilir. Adil bir yöneticiye yönetilen kesim saygı duyar, onu takip eder. Yöneticinin adil olamaması kuruma güvensizlik getirir. Yönetimine güvenilmeyen bir kurumun toplumsal itibarı yerlerde sürünür. Ülkemizde en büyük sorunlardan birisi, yöneticilerin adil olamamasıdır. Avrupa ülkeleri ile ilgili duyduğumuz en güzel hasletlerden birisi de yöneticilerinin adil olma özellikleridir. Konulan kurallara önce yöneticileri uyan bir tolumda kurallar oturur. Avrupa ülkelerinde yazılı kurallar tıkır tıkır işlemektedir. Kimse ihlal ettiği bir kuraldan dolayı polise” sen benim kim olduğumu biliyor musun” demiyor Avrupa da.
Yönetici kurum çalışanları arasında adil davranmalıdır. Hemşerisi olduğu için, aynı siyasi düşünceye yakın durduğu için birini diğerine üstün tutmamalıdır. Üstünlük olacaksa çalışmalarındaki somut farklılıklar olmalıdır. Yönetici, aldığı kararlarla, yaptığı icraatlar la yönettiği insanlar tarafından sürekli gözlenen kişidir. Yaptığım işi kimse anlamaz sanıyorsa çok yanılıyor demektir. Yönetici, takım arkadaşlarına karşı kararlarını açık yüreklilikle savunabilmelidir.
Alan bilgisine hakim olmalıdır.
Bir kurumu yöneten kişi, kurumun işleyişi ile ilgili geniş bir bilgi birikimine sahip olmalıdır. Sürekli mesleki yayınları takip etmeli, mevzuatı bilmelidir. Mevzuat değişikliğinin daha sık yapıldığı günümüzde 20-30 sene öncesinin bilgisi ile kurumlar idare edilemez. Yöneticinin, yönettiği insanlarda güven oluşturmasının yollarından birisi de birikimi ile örnek olabilmesidir. Yönetici, her şeyi bilen kişi de değildir. Âmâ bilmediği hususu iyi bir iletişimle halledebilir. Bilmediği konuyu biliyormuş gibi aktarması, ben söylüyorsam böyledir demesi yöneticinin bittiği andır.
Takım ruhu ile hareket edebilmelidir.
Çağdaş yönetim anlayışında tek kişinin yönetimi kavramı yoktur. Kurumdaki tüm olumlu işleri kendine, tüm olumsuzlukları maiyetinde çalışanlara yıkmak çağımızın yönetici anlayışı olamaz. Orkestra şefi olabilmektir yöneticilik. Yönetici, zincirin kuvvetinin en zayıf halka kadar olduğunu iyi bilendir. Bir kurumdaki işleyişe sistem dersek, sistemde her parça eşit öneme sahiptir. Örneğin, sindirim sitemi, bu sistem içerisinde dişlerin görevi başka, yutağın görevi başka, yemek borusunun görevi başka, midenin görevi başkadır. Midenin, sitemin en önemli parçası benim demesi anlamsızdır. Çünkü o aman dişler de şunu diyecektir, madem benim önemim yok, o halde yiyecekleri parçalamıyorum. Böyle bir durum karşısında midenin halini bir düşünelim. Tabi böyle olursa sistem çöker. Kurumda da herkes sistemin bir parçasıdır, amaca ulaşmak için herkes görevini yerine getirmelidir.
Yenilikçi olmalıdır.
Yönetici sürekli yenilik peşinde koşmalı, mükemmeli aramalıdır. Bu işler yıllardır böyle yapılıyor, farklılığa neden ihtiyaç duyuldu? Eski köye yeni adet mi getiriliyor, ben nasıl gördüysem öyle yaparım, senin bildiğin kadar benim unuttuğum var, alemin akıllısı biz miyiz neden önce biz yapalım gibi sözlerle ekibinin yenilik önerilerine karşı duran yönetici yenilikçi olamaz. Yenilikçi olmak, modaya uygun konuşma ve giyimle olamaz. Dünya da yenilikçi kurumlar AR-GE ye ciddi yatırımlar yapıyorlar. Yenilikçi yöneticinin tam karşıtı statükocu yöneticidir. Statüko durağanlığın sembolü konumuna gelmiştir. Yönetici, çalışma alanında dünyayı takip edebilmeli, güzel örnekleri kurumuna taşıyabilmelidir. Küresel dünya da rekabet edebilmenin yolu oyunu kurallarına göre oynamaktan geçiyor. Unutmayalım ki kuralları da güçlüler belirliyor. Bilginin en büyük güç olduğu günümüzde, bilgi her yıl katlanarak çoğalıyor. Yenilikçilik bilgiye ulaşma, üretme ve onu ertelemeden hemen kullanabilmektir.